25 Ağustos 2015 Salı

biraz deniz havası...

Dur Yolcu!!! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir!!!
GALLIPOLI
Bugünlerde özel olarak gitmeyi çok istediğim memleketime, sevgili babamın işi vesilesiyle maaile yola çıktık. Anlar mı insan o topraklara basınca vatanımın ne zorluklarla kazanıldığını? Ya da hisseder miyiz evladını vatana şehit vermiş annenin acısını? Babasız kalmış çocuğu, kocasız kalmış kadının yerine kendimizi koyabilir miyiz acaba? Bugünlerde kendime çok fazla sorar oldum bu soruları. Çanakkale kutsaldır, şehidim kutsaldır Türk için. Bugünlerde de aynı acılar var vatanımda. Vatanım sağolsun ama artık şehit vermeyelim, içimizdeki düşmanlardan kurtulalım artık. 

İşte bu duygularla başladı Gelibolu'da gezimiz. Sabahın 6'sinda yollara düştük. Kızım da erkenden uyanıverdi, o da pek bir heveslendi sanki kendince. Yolculuk boyunca danslar edildi, şarkılar söylendi. Ve sonunda varabildik. Sahil boyunca acaba nerede kahvaltı yapabiliriz diye bakındık durduk. Erken saatler olduğundan herhalde pek sakindi liman. Biz de simit-peynir-çay keyfi yapalım dedik. Denize karşı çayımızı yudumladık. Denizi olan şehirleri hep daha çok severim, ne yazik ki daha kısmet olmadı öyle bir yerlerde oturmak. Farklı bir huzur veriyor deniz bana her zaman. Yalnızca seyretmek, kokusunu almak, dalgaları duymak yeterli benim için. Bitanecik kızım Sure'm için de öyle olacak herhalde ki karada durmak istemedi hiç, bıraksak atlayacak. Dolayısıyla pek de keyif yapamadım o tedirginlikle. Ama yine de o üçlüyü evde yemekten iyidir.;)) 
Kahvaltı faslı bitince sıra evimize ve sevdiklerimize hediyeler almaya geldi. Limanda bu tür hediyelikleri adım başı bulabilirsiniz. Biz de tablolar, anahtarlıklar, magnetler, gemiler vs. ne bulduksak aldık. Gezdiğim yerlerden bu tarz anılar biriktirmeyi seviyorum. Yarim elma gönül alma hesabı sevdiklerimi mutlu etmeyi de seviyorum. 
Gelibolu çok küçül bir ilçe. Gün içinde her yerini gezebilirsiniz. Ben hem cok vaktimiz olmadığından hem de kızımın öğlen uykusu sebebiyle bu sefer gezemedim. Ama Hamzakoy Sahili, Bayraklı Baba Türbesi, Çilehane, Piri Reis Müzesi, Mevlevihane'yi daha önceden görmüştüm. Bu sefer niyetimiz Şehitler Abidesine gitmekti ama o da kısmet olmadı. Artık o gezimi de başka bir gün paylaşırım.
Kahvaltı ve alışveriş sonrası köyümüz Güneyli'ye yollandık. Sure hanım çok yorulmuştu. Hemen uyuyuverdi kuzum, anneme bırakıp sahile indik. Denize girmek kısmet olmadı ama Güneyli Sahilini, Fatmakadın Plajını; köylünün söylediği isimlerle İncirlik ve Çömlekçi sahilini gezdik, dolaştık. Ege'nin meşhur yerleri ve Akdeniz kıyılarına göre sezonu oldukça kısa buranın. Zaten sahil de oldukça küçük. Bazı köylüler geçimini burdaki villalardan sağlıyor. Özellikle kadınlar bu evlere temizliklere gidiyorlar. Villa sahipleri de doğal yiyecekleri köylüden temin ediyorlar. Tatlı ve sıcak bir sahil; küçük ama oteli, pansiyonu, kiralık yazlığı çok. Denizi zaten tertemiz, Saros kendi kendini temizleyen bir körfez.

Kıyı gezintilerinden sonra iyice acıktık tabi. Sure de uyanınca ilk işimiz küçücük bir balıkçıya gittik. Sıcaktan olsa gerek balıkçının ismine bakmayı unutmuşum. Ama balık halının hemen yanında hani şu mavi sandalyeleri olan balıkçılardan. Yeni tutulmuş balığı alıp hemen pişirtiyorsunuz. Tek kelimeyle muhteşemdi. Bu aylarda sardalya çok ünlü. Eşim ve babam ondan, annemle ben ise taze mi taze levrek yedik. Salatası da zahmetsiz; domates ve soğan ikilisi. En güzeli de zaten.

Balıktan sonra da Çilehane'nin hemen alt tarafındaki çay bahçesinde onsuz olmaz=kahvemizi içtik. Gezmek için zamanımız kısıtlıydı ama en azından yemek keyfimizi rahatlıkla yapabildik. Sonrası ise dönüş yolculuğu. Gezmelerin en sevmedigim kısımlarından ama malesef mecburuz. 
Yolunuzun düşmesini beklemeyin! Sardalya sezonunda özellikle gitmeniz tavsiyemdir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder