Uzun zaman olmuş birşeyler yazmayalı. Bloğum hep aklımda ama ülke olarak çok zor bir süreçten geçiyoruz; açıkçası içimden de gelmedi dünya işlerinden bahsetmek. Düşününce yine gezdiğim, yediğim, yaptığım neyi paylaşsam haksızlıkmış gibi geliyor. Bizim için bir şekilde hayat devam ediyor. Birkaç gün hatta belki de saatle sınırlayabileceğimiz zaman dilimlerinde üzüldük şehitlerimize; daha çok da geride kalanlarına. Kimse demesin ki unutmuyoruz! Uzun vadede elbette unutmuyoruz ama günlük hayata, meşguliyetlere dalınca akl8ndan gidiveriyor insanın. Keşke olmasa ama insan yakın kayıplarına bile alışıyor zamanla.
Ne zor Allahım şehit ailelerinin yaşadıkları. Allah sabır versin, dayanma gücü versin. Çözüm getirmektem çok herşeyi daha çok karmaşıklaştıran bir çözüm süreci; ülkemin en önemli sorunları dururken başka abukluklarla uğraşmacalar; askerim polisim şehit olurken hala haberlerde 'operasyonlar başlatıldı' söylemleri...Ülke elden gidiyor, operasyonlar daha yeni başlıyor. Neresinden baksak kaos. Sosyal medyada tuhaf paylaşımlar... Askerimi sokak ortasında hunharca katleden; polisimi kalleşçe uykusunda veya korkakça gelip arkasından vuran pislikler daha kıymetli olmaya başladı. Sevgili vatandaşlarımın aklına insanlık kelimesi sanki yeni girdi. Nedir bu asker polis düşmanlığı anlamıyorum. Asker, kanunda belirlenmiş çerçevede sınır ihlali yapanı vuruyor hadi bakalım ailelere bilmem kaç binlik para yardımları. Polisime biri molotof atıyor, silah çekiyor; vay efendim o sivili niye vurmuş? Uyan vatandaşım!!! Sana, karına, kızına, annene, babana biri silah çekse, 'ooo kardeşim ne iyi ettin de kızıma silah çektin, buyur vur' mu diyeceksin? Bana silahla gelene çiçekle mi gideceğim? Sonra çiçeği de kurşunu da bir tarafımdan çıkarırlar herhalde. Böyle sivil olmaz arkadaş!!! Çocuğunu yüzünde peçesi, cebinde taşlari, ellerinde de zafer işaretleriyle ekmek almaya gönderiyorsan; çocuğunu ölüme sen atıyorsun demektir. Zaten teröristlerin de yöntemi bu değil mi? Doğdukları andan itibaren Türkiye Cumhuriyeti düşmanı, bebek katili apo p.. sempazitanı yetişen çocukları en önde gönderiyorlar. Valla kim ne derse desin büyüyüp askerimi şehit edeceğine, vatanımı bölmeye uğraşacağına şimdiden gebersin itler. Varsın onların anası ağlasın. Ağlasın ki sonraki itlerini öyle yetiştirmesin. İtleri kalmayana kadar yolu var. Kökleri kuruyana kadar hakkındır şanlı şerefli polisim, askerim vur hepsini!!!
İşte bir süredir içim ne yazıkki nefretle dolu. Sanki hiç şehit vermemişiz gibi davranan yöneticiler, bildiği tek şey hükümeti suçlamak olan muhalefetler, sosyal medyadan veya televizyondan Atatürkçü olduğunu söyleyip de hdpkknın meclise girmesine sevinenler, hdpnin mecliste olmasını isteyen ünlüler, pkkya açıkça destek verenler... Daha neler neler. Bunları gördükçe utanıyorum, üzülüyorum. Düşmanımızın amacı da bizi bölmek zaten. Dışarda olunca düşman da mecliste olunca nasıl demokrasi oluyor anlamıyorum. Gerçi dışardakini de dost bilenler var. Çok sevdiğim Kürt arkadaşlarım var nice Türk'ten daha Türk. Amaçlarına ulaşmasın teröristler. Kafamızdaki ayrılık bitmeden silahla kurutamayız ki bunların kökünü. Kardeşim dediğim insanlar açıkça 'katil polis' başlığı altında paylaşımlar yapıyorlar, neye uğradığımı şaşırıyorum. Bizi birbirimize düşürdüler. Biz kendimize gelmedikçe, milletçe manevi birlik oluşturmadıkça onlardan kurtulamayız. Biraz silkelenelim. Akp imiş, Chp imiş, Mhp imiş bunları geçelim. Hepsi koltuk sevdalısı. Milletçe birlik oldu mu bizim herşeye gücümüz yeter. Tarihimiz bunu göstermiyor mu? İlla başımızda biri mi olması gerekiyor? Keşke Atatürk olsa tabiki, ben de böyle isterim; ama geri gelmeyecek ya da eşi bulunmayacak durumlar için hayaller kurmak yerine milletçe birşeyler yapalım. En büyük silah bizde. Biz Türk milletiyiz... Bölemesinler bizi; Avrupa'nın amacı bu. Hep böyleydi hala böyle. Uyanalım...
27 yaşında, 3 yıllık evli taze bir anne...Sure Nas adında yaramaz mı yaramaz bir kızı var. Gezmeleri tozmaları fazlaca sevmekle birlikte evini çoook ama çokk seven koçişine deli gibi aşık bir kadın...
18 Eylül 2015 Cuma
3 Eylül 2015 Perşembe
çalışmalı mıyım, çalışmamalı mıyım?
Bugün kendimi tam da şu hanımefendi gibi hissediyorum. Biz ev hanımlarının işi hiç bitmez mi acaba? Bir tek ben miyim bu durumda olan? Haftalık temizlik zaten malum bir günümüzü alıyor. Onun dışında her gün yatak topla, mutfak topla, yemek yap, yemek hazırla, bulaşık topla, toz al (her gün yapsak yapılır), akşam yatmadan yine son bir evi toparla ki sabaha düzenli olsun vs vs vs. Daha da birçok şey türetilebilir tabi, bunlar temel olanlar. Sanırım çalışan bayanların bu dertleri yok. Yani kapıyı çekip çıkıyorlar, işler onlarla gitmiyor. Keşke ben de yapabilsem. Sırf işlerim bitmediği için akşam yürüyüşüne, bir çay içmeye ya da Sure'yi parka götüremiyorum. Çünkü pestilim çıkmış oluyor. Ha çıkmayınca dinlenebiliyor muyum diye sorarsanız: Tabiki hayır!!! İlla yapacak birşeyler buluyorum. Ben bulmasam kızım illa çıkarıyor işlik durumlar.
Evlendiğimden beri çalışmıyorum, ev hanımı (pehhh!!!) konumundayım. Üniversiteleri boş yere okuduk. Gerçi çalışmadığım için pişman değilim, çok şükür ihtiyacımız da yok ama bazen öyle daralıyorum ki bir iş mi bulsam diyorum. Çalışmak da hiç kolay değil, çalışan anneleri kesinlikle takdir ediyorum. Evdeyken her gün işim var mesela, kafam sürekli düzenli olabilmekte. Ayrıca bana çok düşkün bir kızım var, hep peşimde. 1 yıl önce zor zamanlar yaşadık. Normalde de çok üzerine düşen bir anne babayken, kızım havale geçirince tamamiyle takıntılı ebeveynler olduk. Yaşamayan anlamaz, kucağımda öldü korkusu ve düşüncesiyle hastanelere gittik. Allaha şükürler olsun ki şu an iyiyiz, o dönemlerde olması gerektiği gibi fazlasıyla üzerine düşmüştük. Eleştirenler çok olmuştu, kolay geliyor dışarıdan konuşmak. Can parçanız o haldeyken hiç birşey yapamamak, deneyimsiz doktorlara denk gelmek çok kötü. 10 günlük hastane sürecinden sonra evimize dönmüştük. Garip bir hayat başlamıştı o dönemde bizim için. Tam 1 sene olmuş. Zaman nasıl da geçiyor. Kocamla dönüşümlü uyurduk, uykuda yakalamıştı kızımı çünkü. Özellikle nörolojik durumlarda tereddütsüz güvenebileceğiniz Prof. Dr. Burak Tatlı'yı yazımı okuyanlara tavsiye etmekten hiç çekinmem. Kızımı bir denek gibi kullanan ve uzunca bir süre ilaç kullanması için direten Trakya Üniversitesi Hastanesi'nden sonra sevgili doktorumuz kısa bir süre sonra ilacı bıraktırdı. Bizim için yine uykusuz dönemler başlamıştı. Ama bugünlere de alıştık. Çok şükür kızım çok iyi, hatta çok da zeki maşallah. Doğduğunda ağlama krizleri vardı. Genelde ağlak bir kızdı. Şimdi de istediği olmadı mı basıyor yaygarayı. Ama sağlıklı olsun da yeter dimi? İşte yaşadıklarımız sonucunda ben çalışmamalıyım diyorum kendime. Kızımı 2-3 saaten fazla uyanıkken özellikle kimselere bırakmadım. Paranoyak bir anneyim. Belki çalışsam o da alışır, daha sakin bir çocuk olur zamanla ama içim elvermiyor. 20 aylık şuanda ve ben başka bir odaya geçince bile bazen ağlıyor arkamdan. Bir yalnızlık korkusu var sanırım.
Çalışmak zorunda olan veya çalışmak isteyen, çalısan anneleri takdir ediyorum. Çünkü annelik başlı başına en zor meslek. Sadece maddi ihtiyaçları karşılamakla anne olunmuyor. Çocuklar bir şekilde doyurulur, giydirilir, büyütülür. Ama doğduğundan itibaren asıl istedikleri önce anne sonra da babanın sevgisi, ilgisi. Mesela Sure düştüğünde gelir bana sarılır hemen susar. Acısı hemen geçer. Biliyorum okuyanlar buna alıştırma diyecekler. Belki bir yaşa gelince zaten ögrenecek, şimdi neden mahrum edeyim ki o sarılıştan kızımı. Sevgimi, sıcaklığımı ondan neden esirgeyeyim? Kimse esirgemesin, kendinize hasret bırakmayın evlatlarınız. Varlığınızda yokluk çekmesinler.
Hani başta da dedim ya bir türlü ev işlerim bitmiyor diye; bu akşam mutfağı biraz toparlayayım dedim, yerleri sileyim dedim. Arkamı döndüm, Sure eline ıslak mendili almış yerleri siliyor. O da alıştı benim tempoma. Onun da viledası var mesela, başlarda halıları silmeye çalışıyordu; şimdi benden göre göre ya parkeleri ya da fayansları siliyor;))
Sevgili kızım benim en güzel en değerli varlığım. Annesine hem yardımcı oluyor hem de büyüyünce psikolojik destekçim olacak inşalla. Allah evlatlarınızı sizlere bağışlasın...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


