Bugün kendimi tam da şu hanımefendi gibi hissediyorum. Biz ev hanımlarının işi hiç bitmez mi acaba? Bir tek ben miyim bu durumda olan? Haftalık temizlik zaten malum bir günümüzü alıyor. Onun dışında her gün yatak topla, mutfak topla, yemek yap, yemek hazırla, bulaşık topla, toz al (her gün yapsak yapılır), akşam yatmadan yine son bir evi toparla ki sabaha düzenli olsun vs vs vs. Daha da birçok şey türetilebilir tabi, bunlar temel olanlar. Sanırım çalışan bayanların bu dertleri yok. Yani kapıyı çekip çıkıyorlar, işler onlarla gitmiyor. Keşke ben de yapabilsem. Sırf işlerim bitmediği için akşam yürüyüşüne, bir çay içmeye ya da Sure'yi parka götüremiyorum. Çünkü pestilim çıkmış oluyor. Ha çıkmayınca dinlenebiliyor muyum diye sorarsanız: Tabiki hayır!!! İlla yapacak birşeyler buluyorum. Ben bulmasam kızım illa çıkarıyor işlik durumlar.
Evlendiğimden beri çalışmıyorum, ev hanımı (pehhh!!!) konumundayım. Üniversiteleri boş yere okuduk. Gerçi çalışmadığım için pişman değilim, çok şükür ihtiyacımız da yok ama bazen öyle daralıyorum ki bir iş mi bulsam diyorum. Çalışmak da hiç kolay değil, çalışan anneleri kesinlikle takdir ediyorum. Evdeyken her gün işim var mesela, kafam sürekli düzenli olabilmekte. Ayrıca bana çok düşkün bir kızım var, hep peşimde. 1 yıl önce zor zamanlar yaşadık. Normalde de çok üzerine düşen bir anne babayken, kızım havale geçirince tamamiyle takıntılı ebeveynler olduk. Yaşamayan anlamaz, kucağımda öldü korkusu ve düşüncesiyle hastanelere gittik. Allaha şükürler olsun ki şu an iyiyiz, o dönemlerde olması gerektiği gibi fazlasıyla üzerine düşmüştük. Eleştirenler çok olmuştu, kolay geliyor dışarıdan konuşmak. Can parçanız o haldeyken hiç birşey yapamamak, deneyimsiz doktorlara denk gelmek çok kötü. 10 günlük hastane sürecinden sonra evimize dönmüştük. Garip bir hayat başlamıştı o dönemde bizim için. Tam 1 sene olmuş. Zaman nasıl da geçiyor. Kocamla dönüşümlü uyurduk, uykuda yakalamıştı kızımı çünkü. Özellikle nörolojik durumlarda tereddütsüz güvenebileceğiniz Prof. Dr. Burak Tatlı'yı yazımı okuyanlara tavsiye etmekten hiç çekinmem. Kızımı bir denek gibi kullanan ve uzunca bir süre ilaç kullanması için direten Trakya Üniversitesi Hastanesi'nden sonra sevgili doktorumuz kısa bir süre sonra ilacı bıraktırdı. Bizim için yine uykusuz dönemler başlamıştı. Ama bugünlere de alıştık. Çok şükür kızım çok iyi, hatta çok da zeki maşallah. Doğduğunda ağlama krizleri vardı. Genelde ağlak bir kızdı. Şimdi de istediği olmadı mı basıyor yaygarayı. Ama sağlıklı olsun da yeter dimi? İşte yaşadıklarımız sonucunda ben çalışmamalıyım diyorum kendime. Kızımı 2-3 saaten fazla uyanıkken özellikle kimselere bırakmadım. Paranoyak bir anneyim. Belki çalışsam o da alışır, daha sakin bir çocuk olur zamanla ama içim elvermiyor. 20 aylık şuanda ve ben başka bir odaya geçince bile bazen ağlıyor arkamdan. Bir yalnızlık korkusu var sanırım.
Çalışmak zorunda olan veya çalışmak isteyen, çalısan anneleri takdir ediyorum. Çünkü annelik başlı başına en zor meslek. Sadece maddi ihtiyaçları karşılamakla anne olunmuyor. Çocuklar bir şekilde doyurulur, giydirilir, büyütülür. Ama doğduğundan itibaren asıl istedikleri önce anne sonra da babanın sevgisi, ilgisi. Mesela Sure düştüğünde gelir bana sarılır hemen susar. Acısı hemen geçer. Biliyorum okuyanlar buna alıştırma diyecekler. Belki bir yaşa gelince zaten ögrenecek, şimdi neden mahrum edeyim ki o sarılıştan kızımı. Sevgimi, sıcaklığımı ondan neden esirgeyeyim? Kimse esirgemesin, kendinize hasret bırakmayın evlatlarınız. Varlığınızda yokluk çekmesinler.
Hani başta da dedim ya bir türlü ev işlerim bitmiyor diye; bu akşam mutfağı biraz toparlayayım dedim, yerleri sileyim dedim. Arkamı döndüm, Sure eline ıslak mendili almış yerleri siliyor. O da alıştı benim tempoma. Onun da viledası var mesela, başlarda halıları silmeye çalışıyordu; şimdi benden göre göre ya parkeleri ya da fayansları siliyor;))
Sevgili kızım benim en güzel en değerli varlığım. Annesine hem yardımcı oluyor hem de büyüyünce psikolojik destekçim olacak inşalla. Allah evlatlarınızı sizlere bağışlasın...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder